23 Nisan 2020

İlk Gün

 

 

 

 

O karmaşa içerisinde oturuyordum. Etrafımda bir sürü ana baba ve kızlı-erkekli oturan, ağlayan, bağıran onlarca çocuk arasında, kapıdan birkaç saniye bakıp giden annemin arkasından,  bu kalabalık içinde, kalakalmış ama ne olduğunu hala tam anlayamamış bir şekilde, ağlanacak olanın ne olduğunu anlamaya çalışarak, merakla, oturuyordum. Arkalarda yeri göğü inleten esmer, uzunca bir çocuk vardı. Onu duyan, onun sesini bastırmak istercesine daha yüksek tonda bağırıyor, diğerleri onun sesini bastırmaya çalıştıkça uzunesmer velet iyice coşuyordu. Babası masaya yaklaşıyor, “Tamam yavrum, burdayım” diyordu, uzunesmer azıcık alçaltıyordu ses tonunu, az sonra baba uzaklaşacak gibi oluyor, ses kulak zarlarımı yırtacak kadar yükseliyordu. Nereye düşmüştüm ben, böyle anlatmamıştı bana kimse okulu, hani güle eğlene birşeyler öğrenecektik, bu neydi gözünü seveyim, nereye düşmüştüm ben!!

 

Biraz sonra koyu camlı gözlüklerinden gözleri seçilmeyen, alnı tepesine kadar açılmış ama arkadaki saçlarını alnına kadar tarayıp açıkları kamufle etmeye çabalamış, bıyıklı, orta-boylu, esmer, takım elbiseli bir adam girdi içeri, bu manzaralara alışık bir yüz ifadesiyle hiç ortama bile bakmadan pencere kenarında duran masaya ilerledi, elindeki birkaç belgeyi masaya düzgünce ve yavaş hareketlerle yerleştirdi, sanki benden başka kimse onu görmemiş gibiydi, şamata hiç kesintiye uğramadan devam ediyordu. “Velileri artık dışarı alalım!” diye seslendi içeriye, birden zaman durmuş gibi tüm sesler kesilir gibi oldu, ana-babaların yüzü kendilerini dışarıya çıkarmak isteyen sese doğru döndü, çoğunun yüzünde minnet ibarelerini görmemek mümkün değildi. Tam veliler dışarı hareketlenirken bizim esmeruzun bir yakarışa daha başladı ki en ağır bozlaklar halt etsin. Babası bir oğluna bakıyor, bir esmer adama, gözleri iki esmer canlı arasında gidip geliyor, gözleri her ikisine sırayla yalvarıyor. Diğer büyükler yavaş yavaş terkederken odayı, uzunesmer daha da bir canhıraş oldu, babası bir elini tutuyor bir saçını okşuyor bir esmer adama bakıyor... 

 

Derken içerisi sakinleşti, kapının önü ise maaş günü banka kuyruğu gibi, herkes içeriye bakıyor, içeride bir sürü çocuk, onlar da dışarıya bakıyor, ben bir esmeruzuna bir esmer adama bakıyorum, esmer adam esmeruzuna bakıyor, esmeruzun gözlerini kapatmış bağırıyor, esmeruzunun babası bir esmeruzuna bir esmer adama bakıyor, ara sıra esmeruzunun babasıyla ara sıra esmer adamla gözlerimiz kesişiyor, içimden hala düşünüyorum, nereye düştüm ben!

 

Esmer adam daha fazla dayanamayarak esmeruzun ve babasının yanına gitti, adamın kulağına bir şeyler fısıldadı, adam oğluna eğilip o da onun kulağına bir şeyler fısıldadı, sonra oğlan kan çatağına dönmüş gözlerini açtı, haykırışı dindi, burnunu çekerek ayaklandı, babasının elini sımsıkı tuttu, kafasını öne eğdi, burnunu çeke çeke ilerledi, babasının yanında odadan çıktı. “Kusura bakma hocam, nolur kusura bakma” diye söylenip duruyordu adam çıkarken. 

 

Esmer adamla odada kaldık biz geride kalanlar, kapının önü biraz sakinleşmiş gibiydi ama boşalmış değildi, hala içeriye el sallayan, gözlerini dikip sinirli sinirli izleyen, işaret parmağını sağa sola havada dolaştıran, ve hepsi de bunları kendi belirledikleri bir noktaya doğru yapan genelinin başı bağlı, ama nerdeyse hepsi annemden çok genç bir sürü kadın vardı kapı ağzında. Esmer adam kapıya doğru ilerledi yine yavaş ve özenli hareketleriyle, dışarıya doğru bir şeyler söyledi ve nazikçe kapıyı kapattı. 

 

O gün o kapı kapandığında kayıt yaptığım film koptu, neler olduğunu, günün sonunu, eve dönüşümü hiç hatırlamıyorum. Sonraki günlerin çoğunu da öyle. Bazı birbirinden kopuk fotoğraflar var bir türlü birleştiremediğim ama aynı yılın ilk 23 Nisan’ında tüm karakterler yerli yerinde 4K bir film gibi dönüyor geri, tabii o başka bir yazıyı hak ediyor. 

Yorum Gönder

Whatsapp tuşu sadece mobil aygıtlarda çalışmaktadır

Aradığınız şeyi yazın ve enter tuşuna basın...