Üçüncü Gün

Yine yoğun bir programla kalkıyoruz. Aklımızda bir sonraki gün övüle övüle bitirilemeyen Karlovy Vary’e gitmek var ve otobüs bileti almak için terminale gitmeliyiz. Akşam da yemekli güzel bir bot turuna katılmak istiyoruz, olmuşken canlı müzikli olsun diyoruz ve Jazz Boat’u buluyoruz, onun da biletlerini almamız lazım. Upuzun bir gün olduğuna göre Prage Castle da bizi bekler. Haydi başlayalım.

Otobüs terminali biraz uzak ama yine de yürüme mesafesinde, ki yolda keşfetmemizi bekleyen bir sürü de şey var. Tabana kuvvet daireden çıkıyoruz. Terminalin bulunduğu Florenc’e giden yolda Powder Tower, Municipal House ve Divadlo Hybernia çıkıyor karşımıza. İçine giriyoruz ama içeriyi gezmek için turların vakitleri bize yaramıyor. Bakınıp çıkıyoruz.

Municipal House

Municipal House

Terminale gidip Student Agency’den ertesi gün için gidiş-dönüş biletlerimizi alıyoruz. Bu işi tamamladık, sırada bot turunun rezervasyonu var, tekrar geldiğimiz yoldan dönüp Municipal House ve Powder Tower’a tekrar göz atıyoruz. Jazz Boat’a gitmek için Cechuv Köprüsüne ulaşmamız gerekiyor, biraz dinlenelim diyoruz ve oturuyoruz.

Mağaza değil sanki konsolosluk binası.

Mağaza değil sanki konsolosluk binası.

Cechuv Köprüsü yolu üzerinde Jewish Quarter (Josefov) bulunuyor. Bir uğrayalım diyoruz. Birkaç sinagog var, girelim bakalım diyoruz ve giriş ücretli diyor kapıda oturan kadın, kaç para diyoruz, karşıdaki müzeden alacaksınız diyor, müzenin kapsısındaki kuyruğu da görünce sinagogun içini o kadar da merak etmediğimize karar veriyoruz, mahallede biraz geziniyoruz, dışarıdan bakıyoruz sinagoglara.

Camilere girişi ücretli yapsak memlekette ekonomik sorun kalmaz. Yahudiler işini biliyor.

Camilere girişi ücretli yapsak memlekette ekonomik sorun kalmaz. Yahudiler işini biliyor.

Cechuv Köprüsüne varıp altına iniyoruz, Jazz Boat için rezervasyonumuzu yaptırıyoruz, hemen yanındaki kafede dondurma yiyip biraz soluklanıyoruz.

Nehir üzerindeki en kısa köprü buymuş.

Nehir üzerindeki en kısa köprü buymuş.

Köprüden karşıya geçip Prague Castle yolunu bulmaya çalışıyoruz. Güneş tam tepemizde, suyumuz da bitmiş, yanıyoruz, ölüyoruz derken bir havuzla karşılaşıyoruz. Çölün ortasında vaha bulmuş gibi dalıyoruz havuza, diğer herkesin yaptığı gibi.

Gel serinleyelim

Gel serinleyelim

Havuz sonrasında küçük bir park içinde yukarı devam ediyoruz ve kaleye giden yolun başına geliyoruz. Susuzluğumuz dinmemiş, tam oradaki büfeden fahiş fiyata su alıyoruz, ama buz gibi iyi geliyor. Kaleye doğru tırmanmaya başlıyoruz. Kalenin girişine geldiğimizde bir ağaç altı buluyoruz ve biraz daha soluklanalım diyoruz. Tam orada şu aşağıdaki yakışıklı ve ailesi ile tanışıp kısa bir sohbete dalıyoruz.

Adını unuttum çocuğun, kusura bakmasın.

Adını unuttum çocuğun, kusura bakmasın.

Bu kısa dinlence de iyi geliyor, dalıyoruz kaleye. Girişte pek bir şey göremiyoruz, sağda bir oyuncak müzesi görüyoruz ve haydi girelim diyoruz.

Fotoğraftaki kızı tanımıyoruz.

Fotoğraftaki kızı tanımıyoruz.

İçerisi ise binlerce oyuncakla kaplı.

Ve meşhur Prag Kalesinin göbeğine geliyoruz. Devasa binalarla çevrili bir meydandayız. Etrafımızda St. Vitus Cathedral, St. Georger’s Basilica, Old Royal Palace bulunuyor. Bize en yakın olan Old Royal Palace’a dalıyoruz ve öğreniyoruz ki birkaç çeşit bilet türü var. Saate bakıyoruz ve 3’e geldiğini görüyoruz. Gezilecek yerler ise 5’te kapanıyor. B tipi bilet alıyoruz. Bu tip Old Royal Palace, St. George’s Basilica, Golden Lane ve St. Vitus Cathedral’ı gezmemiz için yeterli. Zaman da hemen hemen bunlara yetiyor zaten. En son girdiğimiz katedralden “kapatıyoruz” uyarılarıyla çıkıyoruz.
Old Royal Palace içinde birkaç bilgi levhası var fakat bilgiler kapsamlı değil, içeride fotoğraf çekmek için ayrı bir ücret ödemeniz gerekiyor fakat çaktırmadan birkaç fotoğraf çekebilirsiniz.
Old Royal House
St. George’s Basilica
Golden lane
St. Vitus Cathedral
 Bazilika beklediğim kadar ilgi çekici değildi. Golden Lane, eskiden kalede çalışan esnafların kaldığı evlerin bulunduğu sokağın adı. Evlerin içi, içinde yaşayanları yansıtacak şekilde dekore edilmiş. Falcı Madame De Thebes’in evinde tarot kartları sehbanın üzerinde duruyor mesela. Golden Lane evlerinin üst katını ise bir çeşit müze yapmışlar ve içinde şovalyelerin kullandığı zırh, kılıç, kalkan gibi savaş malzemeleri sergileniyor. Katedral ise muhteşem, içinden çıkamadık, her santimetre karesinde ayrı bir detay vardı, fakat en son oraya girdiğimiz için kapanmak üzereydi ve uyarılarla zar zor çıkmak zorunda kaldık.
Kadraja sığsın diye çok uğraştım ama olmadı.

Kadraja sığsın diye çok uğraştım ama olmadı.

Kale turumuzu da tamamladıktan sonra, bahçesinde biraz zaman harcadık ve 8’de başlayacak Jazz Boat için yola koyulduk. Jazz Boat gayet güzel bir menü ve canlı jazz müzik eşliğinde Vlatava nehri boyunca muhteşem bir tur attırıyor. Güverteden veya kapalı alandan masa seçebiliyorsunuz. Grup kapalı mekanda çalıyor, güverteye ise hoparlörlerle yayın yapılıyor. Biz tabii ki güverteyi seçtik. Masalar 4 kişilik, o yüzden yanınıza büyük ihtimalle başka bir çift oturacak. Keşke 4 kişi olsaydık dedik Jazz Boat’ta. Yine de yanımıza oturan Alman çift gayet anlayışlı ve hoş sohbet insanlardı, çok da şikayetçi olmadık. Ama arkadaşlarımızla onlarca kat daha güzel olabilirdi bu tur.

Turumuz bittiğinde artık iyice yorulduğumuzu fark ettik ve dairemize dönüp ertesi gün gideceğimiz Karlovy Vary için dinlenmeye karar verdik.

Beşinci bölüme devam etmek için tıklayın.