İkinci Gün

        Bir heyecanla uyanıp kahvaltı ettik ve 10.30’da başlayacak olan ücretsiz şehir turumuza katılmak için Old Town Square’e gittik. Kırmızı şemsiyeli tur rehberlerini bulduk. İki İngilizce bir de İspanyolca konuşan rehber ellerinde kırmızı şemsiyelerle tam köşede duruyorlardı. Akşamdan yaptığım rezervasyonun ekran görüntüsünü cep telefonuma kaydetmiştim, gösterdim ve üzerinde numaralar olan yeni biletler verdiler bize. 20 dakikalık bir bekleme sonrasında rehberler aralarında anlaştı ve bilet numaralarımıza göre ikiye bölündük.

Bizim rehberimiz Tijo oldu. Old Town Hall arkasında kalan ağaçlık alanda grubumuzun sığacağı bir gölgelik bulduktan sonra anlatıma başladı. Gayet eğlenceli bir dille etrafımızdaki binalardan ve Prag’ın geçmişinden bahsetti. Astronomical Clock önüne geldik, saatin geçmişi hakkında bilgi edindik ve tam o sırada Old Town Hall binasından yeni evlenen bir gay çift çıktı. Tijo ilk defa burada evlenen bir gay çift gördüğünü altını çizerek belirtti. Anlattıklarını vidyoya kaydettiğim için fotoğraf çekemedim.

Sonra New Town’a doğru ilerlemeye başladık. Bir müddet daha tarih ve yapılarla ilgili bilgi aldıktan sonra grubumuz fotoğraf ve etrafa bakınmak için kısa bir ara verdi. Karolinum ile Prague Estates Theatre arasındaki ince yoldaydık, tiyatro binası restorasyon çalışmaları sebebiyle pek güzel görünmüyordu, dar yolun bitimine doğru gördüğümüz fiskiyede birkaç fotoğraf çektik.

Başımıza işler açan fiskiye

Sonra grubumuzun harketlendiğini gördük ve peşlerine takıldık. Bir süre ilerleyip Wenceslas Square’e ulaştığımızda, grubumuzda bir terslik olduğunu, kimsenin İngilizce konuşmadığını fark ettik. Bir de baktık ki çekik gözlülerin kuyruğuna takılmış ilerliyoruz. Bir süre Wenceslas Square’ın altını üstüne getirsek de grubumuzu tekrar bulamadık. Çok da umursamadık, oturup biraz dinlendik ve kendi rotamızı tekrar çizmeye karar verdik. Old Town Square’e geri döndük ve baştan başladık. Vardığımızda Astronomical Clock yine saat başı şovuna başlamıştı. Bir kez daha izledik. O sırada bir yeni evlenen çift daha çıktı saatin önüne, bu sefer deklanşöre bastım, ama gayet straight bir çifttiler.

Old Town Hall’da her gün pek çok çift evleniyor.

Sonra Old Town Square’de biraz vakit geçirmeye karar verdik. Sıcağa rağmen müthiş kalabalık ve canlı bir yer. Atraksiyon bitmiyor. Canlı heykeller, konser verenler, şov yapanlar, segwayle gezenler, fotoğraf çekenler, durup izleyenler, etrafı seyredenler… Tam bir insan seli… Biz de kendimizi sele bırakıp, meydanda bir o yana bir bu yana savrulup eğlendik.

Meydanda Jan Hus’un devasa boyutlarda bir heykeli bulunuyor. Jan Hus 16. Yüzyıldaki Protestan hareketinin fikir babalarından ve ilk kilise reformisti kabul edilen, 15. Yüzyılda yaşamış bir rahip ve filozof. Fikirleri sebebiyle yakılarak öldürülmüş. Old Town Square’deki heykeli ise, ölümünün 500. Yılı dolayısıyla 1915’te şu anda bulunduğu yere yerleştirilmiş.

Jan Hus Heykeli

Jan Hus Heykeli

Bu kadar eğlence yeter deyip, Charles Bridge’e doğru yola çıktık. Giderken yine muazzam binalara bakarken Cafe Kafka ile karşılaştık, New City Hall’u bulduk, onlarca heykelle kaplı binaların arasından yolumuza devam ettik. Charles Bridge’e geldiğimizde, karşısında bir pasaj vardı ve Torture Museum yazısı ilgimizi çekti, daldık içeri. Sonradan asıl işkence müzesinin bu olmadığını öğrendiysek de, bu da gayet yeterli göründü bize.

Resimli betimlemelerle işkenceler daha canlı, daha heyecanlı

Sonra önceki günden kalan biletimizle Charles Bridge Müzesine girdik, içinde birkaç heykel, köprünün ne zaman ve nasıl yapıldığıyla ilgili bilgiler, köprünün maketi gibi şeyler bulunuyor, görülmeye değer pek bir şey yok aslında içeride.

Charles Bridge wasn’t built in a day!

Müzeden çıkıp, Charles IV. Heykelinin dibinde biraz dinlendik ve Charles Bridge Tower’ın altından geçerek köprüye çıktık. Köprü 621 metre uzunluğunda ve Old Town ile Lesser Town (Prag Kalesi tarafı) tarafların ı birbirine bağlıyor. Köprünün üzerinde onlarca heykel var (saymadım fakat 75 tane olduğunu okudum). Benim en dikkat ettiğim tabii ki Lesser Town’a yaklaşırken solda görebileceğiniz Osmanlı Köle Tüccarı heykeli idi.

Osmanlının Heybeti

Lesser Town (Mala Strana) yeni bir kule ile karşılıyor insanları. Yol yukarı doğru uzanıyor ve yine muhteşem binalarla bezenmiş durumda. Bu arada aklımızda hep bir ortaçağ gecesi yaşamak vardı ve Lesser Town’da U krále Brabantského isimli mekanı buluyoruz. Ateş şovları, gösteriler, yılanlar ve bol müzik ve dans ile geceyi tamamlayıp kuru kafada gelen hesabı ödüyoruz.

Hesabı ödemeyen müşteriden geriye kalanlar…

Geceleyin sakin olan Charles Köprüsünden, yürüyerek dairemize dönüyoruz ve ertesi günün planlarını yapıp, ikinci gecemizi de bitiriyoruz.

Dördüncü bölüme devam etmek için tıklayın.