1981 yılının sonbaharında, protestocuların lideri Janko Buk’un, Bukowo isimli küçük bir köydeki evinde, Komünist Parti ile tarım politikaları hakkında tartışmalar yapılmaya başlanır.

Bitmeyen Acı, 1981’den başlayıp, 13. yüzyıla dönüp, tekrar başladığı noktaya gelerek, Polonya’nın 700 yıllık tarihini yarı kurgu yarı gerçek bir hikayede anlatıyor. Polonya’nın hikayesi, tarihleri boyunca özgürlük ve bağımsızlık için çabalayan bir ulusun öyküsü. Tarihi boyunca sürekli istilalara uğrayan, hatta bir noktada üç komşu ülkenin topraklarına katılmak için paramparça edilen bir ülke Polonya.
Polonya’nın ne ulusal sınırları vardı, ne de merkezi bir hükümeti. Kralları başka ülkelerden ithal ediliyordu çünkü Polonya’nın zenginlerine göre babadan oğula geçen güçlü bir kraliyet ailesi kendi özgürlüklerine zarar verme potansiyeline sahipti. Zenginler için iyi görünen herşey, Polonya için iyi olacaktı. Kral Jan Sibelski’ye dek ülkeyi savunmaya yetecek bir ordusu bile olamadı. Ve tüm bu nedenlerle Polonya, her zaman kolay lokma oldu.

James Michener

James Michener

Michener Polonya’nın hikayesini 3 kurgusal aile üzerinden anlatıyor. Köylü sınıfı temsilen Buk ailesi, soylu sınıfı temsilen Lubonski ailesi ve zengin sınıfı temsilen Bukowski ailesini tanıtıyor. İnkılap Kitabevi’nden 1987’de Mehmet Harmancı çevirisiyle yayınlanmış olan bendeki baskısı, gayet akıcı ve sürükleyici. Kitap boyunca Polonya’nın tarihini 3 ailenin yaşamından takip ederken, nesilden nesile ülke içindeki dengeleri, ülkedeki ve ulustaki değişimleri ve politikanın kıvrımlarını da izliyoruz. 724 sayfadan oluşan Bitmeyen Acı, sonunda da daha sonra yaşananlarla ilgili merakı zirvede bırakıp, daha sonrasını araştırma hevesini bırakarak elveda diyor okuyucuya. Bir Uluslarası İlişkiler öğrencisi olarak büyük bir keyifle okudum ve kesinlikle tavsiye ediyorum.