Sakin!
Durgun sular sanki…
Yatıştırılmış bir fırtına, sonrası sessizliği mülk edinmiş. Soğuk sabah serinliğidir serveti. Güneşi bekleyen kızıl gözler var yeşillikler arasında. Ve kuşlar, ve kargalar. Ve bir timsah, ve bir yılan.
Sular durgun sanki…
Dipte batık hazineler yosunlarla kaplanmış. Dik bir yamaç sırtına dayanmış kar, definenin müfrezesi. Işık vurur yüzüne beyazın, ak vurur gökyüzüne yansıyı, kayıp gitmekte binbir ufuk gözlerinin önünde; yıllar, asırlar, çağlar, hem de ne çağlar(!)
Sular durgun gibi…
Bahar sınırlara dayanırken erir donmuş sesler. Açık kulaklar arar dolmak için; tek kişilik boş nöronlar, kısa bir süre kalmak için. Ve boşluk yutar yurtsuzları, ve kainat doldurur boşlukları, ve hayal kurar bekleyişler, bekleyişler dört gözler en musait durakları…
Sular yorgun gibi…
Kaçıp giden manzaralar, hatırlanmayan yolculuklar; asfalt, güneş, toz, ter, yalın, yakın, uzak, çıplak… Durmamak da bir duraktır, durduğunda yok olacak.
Fakat yok telaş.
Sakin!