2006’da üniversiteden mezun olmuştum ve mesleğe başlamadan önce askerliği aradan çıkarmaya karar vermiştim. 2007 Şubat’ında vatani görevimi sürdürürken, Milli Eğitim öğretmen ataması yapacağını açıkladı ve asker olanların da başvurabileceğini, terhisten sonra göreve başlanabileceğini açıkladı ve başvuru yapmaya karar verdim. Başvuru için birliğimden tam gün izin aldım ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne vardım. Güneşli ve ılık bir Şubat günüydü. Sabah 9’da orda olmama rağmen, sistemleri bozuk olduğu için öğleden sonraya kaldı işlemlerim. Öğlene kadar izinli bir er olarak İstanbul’un tadını çıkardım.

Öğleden sonra tekrar gittiğimde, sistemler düzelmişti, artık başvuru yapabilirdim. Memur hanımın yanına vardım, belgelerimi uzattım, yanındaki sandalyeye kuruldum. Birlikten başvuruda istediklerine zar zor ikna ederek aldığım nüfus cüzdanımı istedi memur hanım, uzattım. TC kimlik numaramı sisteme girip başvuru sayfamı açtığında durum şöyleydi: KPSS veritabanında bulunan fotoğrafımda bıyıklıyım ve saçlarım alnıma dökülüyor, nüfus cüzdanımda yüzüm yeni tıraşlı ve saçlarım gayet bir uzun ve o an itibariyle askerliğin getirdiği üç numara saç – sinek kaydı sakal traşı… Memur garip bakışlarla bana döndü ve “Buna bakıyorum (Nüfus cüzdanını göstererek), şuna bakıyorum (bilgisayar ekranındaki resmimi göstererek) bir de buna bakıyorum (parmağını yüzüme doğru tutarak) ama hiçbiri birbirine benzemiyor…” dedi. Ne diyeceğimi şaşırdım; üç farklı surat vardı karşısında, haklıydı. Gülmek istiyordum ama gülemiyordum. Kendimi zar zor tutarak “Efendim askerdeyim, şu fotoğraf geçen sene stajdayken çekildi, falan filan” diyerek bu üç suratın da bana ait olduğuna ikna edebildim ve işlem tamamlandı.

Ama başvuru orada tamamlanmıyordu. Başvurumun İlçe Milli Eğitim Müdürü tarafından onaylanması gerekiyormuş. Makineden yeni çıkmış sıcacık çıktıları elime aldım ve Müdürün odasına girdim. Masasına yaklaştım, çıktıları uzattım. Müdür şöyle bir bana baktı, sonra belgeleri açıp yavaş yavaş imzalarını attı, sonra bana geri uzatıp “Hayırlı olsun…” dedi. Ani bir refleksle, gayet de yüksek sesle, ne yaptığımın farkında bile olmadan bağırdığımı duydum sonra “Sağol Komutanım!”

Müdür şaşkınlıkla yüzüme bakıyordu. Benim ondan daha da şaşkın bakışlarım, müdürün ciddi ve şaşkın bakışlarıyla kesişti. O birkaç saniyede, ikimizden birisi hafif bir kahkaha atsak belki bu kadar yer etmeyecekti bu olay aklımda. Ama müdür ciddiyetini bozmadan gözlerime bakmayı sürdürüyor, benimse yüzüm yangın yerine dönüyordu. Arkamı dönüp hızlı adımlarla uzaklaşmaktan başka seçenek bulamadım. Acayip bir ruh hali içinde kendimi binanın dışına attım ve yüzümde garip bir sırıtma ifadesiyle kışlaya döndüm. Yıllar geçti, hatırladıkça hala o şaşkınlığımı tekrar yaşıyor, ama her defasında artık kahkahayı basıyorum.