Bir çay daha doldurduğumda saat 3’ü geçiyordu. Nalan’ı uyandırmadan çıkmak için parmaklarımın ucuna basa basa balkon kapısına ulaştım ve hızlıca dışarı attım kendimi, birkaç damla damlatmıştım beyaz halımıza “Sabah yine fırtınalar kopacak” diye düşündüm fazla önemsemeden. Sigaramı çıkarıp dudaklarıma yerleştirdiğim an çakmağı almayı unuttuğum beynimde şimşek gibi çaktı. Tekrar içeri dönmek, öyle bezdirici geldi ki bir an sigarayı bile bırakasım geldi. Yine de bu kadar çabuk pes edemezdim, fincanımı canım kenarına koyup sinsice içeri daldım, sessizce, sanki çıt çıkarsam kalbim duracaktı. Yavaşça mutfağa süzülüp tezgahın üzerindeki çakmağı kaptım. Aynı sessizlikle balkona dönmeye çalışırken “Ah gece ah” diye düşündüm, “ Her şeyi örttüğün gibi şu seslerin de üzerini örtsen…”
Balkonun kapısını kapattığım gibi sigarayı tekrar ağzıma yapıştırdım. Bir güzel yakıp içime çektim ve kupaya uzattım elimi. Kaldırıp yavaşça dudaklarıma götürdüm, hala sıcaktı neyse ki. Bir yudum aldım ve bir an duraladım. “Bu ne be” dedim içimden, hemen tükürdüm. Hala bir şeyler vardı sanki ağzımın içinde, kıl gibi ama daha kalın, yün gibi ama daha sert. Ne cins bir böcek olduğunu düşünürken tükürmeye devam ettim. Elimdeki fincandan çay balkona dökülüyordu bu sırada. Kendimin duyacağı kadar bir sesle okkalı bir küfür sallayıp, kupayı 6. Kattan aşağıya fırlattım. Ne yaptığımı fark edince bir küfür de kendime kalayladım. Hala yere değmedi diye düşünürken acı bir kırılma sesi yankılandı caddede. Sigaramdan bir nefes çektim, ne olacak bakalım diye düşünmeye başladım. Çok geçmeden karşı apartmanın alt katlarının ışıkları yanmaya, pencerelerden telaşlı aşina yüzler görülmeye başladı. Sağa sola bakıp camı kapatanlar oldu. Sonra bir de yukarıları kontrol edenler. Tüm bunları keyifle izlerken Talat diye bir fısıltı duydum. Duymazdan gelip bir nefes daha aldım sigaramdan. Ses biraz daha yükseldi ve ismimin sonuna bir ünlem işareti ekleyerek yineledi “Talat!” Yavaşça başımı kafasını balkon kapısından uzatmış gözleri ay ışığında bir katil gibi parlayan Nalan’a çevirdim.
“Efendim hayatım?”
“Ne o ses?”
“Çay içerken bardağı düşürdüm…”
“Beceriksiz aptal!”
Balkon kapısının çarpılma sesini duyan karşı dairenin ikinci apartmanındaki isminin Selim olduğunu tahmin ettiğim komşum kafasını kaldırmış sırıtarak bana bakıyordu.  İçimden kahkahalar atmak geliyordu, sadece sırıtarak karşılık verdim Selim’e. Olanlara inanamazmış gibi bir kafa hareketi yaparak pencereyi kapattı. Bu sırıtış yüzümde takılı kaldı bir süre. Sigaramdan bir nefes daha aldım. Evlerin ışıkları yavaş yavaş az önceki karanlıklarına döndü. Hafifçe kafamı kaldırıp aya baktım. Çalıntı ışığıyla dünyayı aydınlattığını sanıyordu. Sanki garip bir mutluluk var gibiydi suratında. Hoşuna mı gitti şerefsiz dedim sessizce. Ağzımda hala garip bir şeyler hissediyordum, kolu mu kaldı bacağı mı, örümcek miydi sinek mi diye merak ederken sigaramın son nefesini çekip izmariti de kupanın leşinin yanına gönderdim.  Nasılsa uyandı artık diyerek gürültü yapmaktan korkmadan içeri girdim, Seçil’in odasından kafamı uzatıp şöyle bir baktım. Kaçıncı rüyasındadır şimdi acaba dedim içimden. Burnu tıkanmış olacak ki nefes alırken sönen bir top gibi garip tıslamalar çıkarıyordu. Kapısını hafifçe çekip aralık bıraktım ve salona yöneldim. Kanepeye uzandım yavaşça, gözlerimi karanlık tavan diktim. Yarın erken çıkayım bari dedim, halı kavgasını akşam yaparız artık…

%25C3%25A7ay.jpg